×

Kurumsal

Künye Kullanım Sözleşmesi Gizlilik Politikası Yayın İlkelerimiz Özel Üyelik

Haber Kategorileri

Tarım Hayvancılık Gıda Teknoloji Çevre Röportajlar

Medya

Foto Galeri Web TV Canlı TV

Makaleler

Yazarlar Makaleler

Servisler

Seri İlanlar Firma Rehberi Biyografiler Nöbetçi Eczaneler Namaz Vakitleri Faydalı linkler İftar ve sahur vakitleri Anketler

Destek

Üye Ol Giriş

Prof. Dr. Engin Kınacı

Tehlike büyük

  Kuraklık önceden tahmin edilemeyen bir afettir ve zararı topyekun hepimizedir. İster ülke çapında, ister bölgesel, isterse yöresel olsun yaşama, ekonomiye, gelecek planlarına  kısaca her şeye darbe vurur.

   Türkiye sık sık kuraklık yaşayan bir ülkedir ve bilimsel verilere göre bu sıklık ve zarar derecesi  artma eğilimindedir. Eskişehir olarak, ülkemizin en sık kuraklık yaşanan bölgelerinden biri olan Orta  Anadolu' nun bir parçasıyız. Geçit kuşağında yer aldığımız için bölgedeki bazı illerden daha şanslı olmakla birlikte özellikle kuru tarım yapılan alanlarımızda hep ciddi zararlara uğramaktayız. 2020-21 üretim yılında yaşadığımız bu kuraklık ağır sonuçları olan bir kuraklıktır. Kuraklık önlenemez, ancak yönetilebilir, zararı azaltılabilir. 2020 sonbaharından başlayarak kış aylarını ve 2021 ilkbaharını kurak geçirmemiz nedeniyle bir tedbir olarak ilgili kuruluşlar ve uzman kişiler, üreticilere yazlık ürünler içinde fazla su tüketenlerin ekilişlerini azaltıp, daha az su ile yetişebilecek olanları tercih etmelerinin önemli olduğu, koşulların devamı halinde su sıkıntısı yaşanma riski bulunduğu uyarısında bulunmuşlardır.  Bu konu Eskişehir Ticaret Borsası ev sahipliğinde internet (zoom) üzerinden  ilimizdeki tüm resmi kurumlar, ziraat odaları, sivil toplum kuruluşları ve özel kuruluş temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilen iki ayrı toplantıda enine boyuna tartışılmış ve sonuçları içeren bir rapor hazırlanarak ilgili bütün kuruluşlara ulaştırılmıştır. Şubat ayı sonuna doğru, sulu tarım yapan üreticilere sulama birlikleri tarafından yapılan bir bildirimde de; su alınan kaynaklarda doluluk oranlarının çok düşük olduğu ve 2021 sulama sezonu için yetersiz kalacağı belirtilerek, şebeke dışı alanlara su verilmeyeceği, şebeke içi alanlarda çiftçilerin mağdur olmamaları için su ihtiyacı az ürünleri tercih etmelerinin kendi yararlarına olacağı, aksi halde olacak ürün kayıplarından birliğin sorumlu tutulamayacağı  ifade edilmiştir.  

   O zamana kadar üretimde kullandığı suyu yüzey su kaynaklarından sağlayanlardan bir kısım üretici, kuraklığın da devam edeceği varsayımıyla  hızla derin kuyu açtırmaya başlamış, kuyusu mevcut olanların bir kısmı da bunları derinleştirmişler ve yine istedikleri ürünleri ekip bunların ihtiyacı olan suyu vermeyi sürdürmüşlerdir.  Bu üreticiler; üretim planlamalarını çok önceden yaptıklarını, ekmeyi istedikleri ürünlerin tohumlarını hatta bazısı bunlara atacağı gübreleri de aldığını, ellerindeki  paranın çoğunu bunlara sarf ettiklerini, bir çoğu da bunlar için borca girdiğini belirterek tek çarenin fazla su istese de yüksek verim alabilecekleri ürünleri yetiştirmek zorunda olduklarını  belirtiyorlar. Bunlar arasında bir de kışlık bir tahıl ekip kuraktan  zarara uğramış olanlar da var. Bu çaresizlik yüzden ruhsatlı, ruhsatsız kuyu açmalar çoğaldı. Bu bir yaşam mücadelesinin gereğidir, ancak  doğrularla yanlışların, çarelerle çaresizliklerin iç içe geçtiği bir durumun da  örneğidir.  Çiftçi üretemezse bu büyük nüfus neyle beslenecek hatta en azından karnı nasıl doyacak.  Yeterince üretim yapamazsa  çiftçinin kendisi, tarım üretimine bağlı sektörlerde  çalışanlar, tarım ürünleri ticareti yapanlar, mamul madde üretenler ve tüketiciler (insan, hayvan) nasıl yaşayacak. Bu büyük bir tehlikedir.  Ancak diğer büyük tehlike  bilinçsiz, aşırı ve yanlış kullanma nedeniyle su  kaynaklarımız zayıflar, yetersiz hale gelirse, yaşam nasıl sürecek. Mirasyedi gibi kullanılan suyun kıtlığı yaşanırsa içme-kullanma suyu kısıtlanır, gıda üretimi azalır, salgın hastalıklar baş gösterir, göçler başlar, sanayi, turizm çok etkilenir, su savaşları çıkmaya başlar. Ruhsatsız kuyular, suyu sonsuz bir kaynakmış gibi kullanma olanağı verdiği için yer altı su kaynaklarımız için ciddi bir tehlikedir. Bu rezervler bir daha kendini toparlayamayacak hale bile gelebilmektedir. Bunun yanı sıra büyük çoğunluğundan çıkan suyun kalitesi gözetilmeden kullanıldığı için de ciddi bir tehlikedir. Bu suların bazıları topraklara ve o topraklarda yetiştirilecek bitkilere zararlı ağır metaller, tuzlar, kireçler vb. maddeleri yoğun bir şekilde içerdiklerinden bitkileri hastalandırır, verimi düşürür hatta büyümesine bile fırsat vermeden yakar.  Bu tür suların kullanıldığı toprakları eski haline döndürmek çok zor, çok maliyetli, bazen imkansızdır.

   Dünyamızda su doğal bir çevrimle var olmayı sürdürmektedir. Her yıl ülkemize yağış olarak 501 milyar metre küp su yağış olarak düşmekte, bunun 274 milyarlık kısmı ise buharlaşmaktadır. Yer altına giden sular, komşu ülkelerin akarsularından gelen sular hesaplandığında toplam su potansiyelimiz 234 milyar metreküp olup, biz ancak bunun yarısı olan 112 milyar metreküp kadarını tüketebiliyoruz. Dünya'da en çok kullanılan Falkenmark endeksine göre Türkiye,  kişi başına düşen yıllık 1360 metreküp su ile  "su sıkıntısı çekmekte olan" bir ülke konumundadır (esasen kişi başına düşen yıllık su miktarı 3690 m3 olmasına rağmen fiili olarak kullanabildiğimiz miktar dikkate alınmaktadır). Ancak böyle giderse nüfusumuz 100 milyonu bulunca "su kıtlığı çeken" diğer bir deyişle "su fakiri" bir ülke olma tehlikesiyle karşı karşıyayız. Sularımızın %74 ünü tarımda kullanıyoruz.  Bu miktarın % 82 lik kısmını, en savurgan ve bitkilerimiz için en düşük etkili, topraklarımız için de en zararlı olan "vahşi sulama da denilen salma sulama yöntemiyle kullanıyoruz. Geri kalan %18 lik kısmını ise modern teknikler olan basınçlı sistemlerle (%17 yağmurlama, %1 damla) veriyoruz. Genel sulama etkinliğimiz (randıman) ise %50 civarında. Ülkemiz genelinde su kaynaklarının dağılımı farklılık göstermektedir.  25 nehir havzasına ayrılan ülkemizin toplam su akış miktarının yarısı 5 havzada, diğer yarısı 20 havzada bulunmaktadır (Eskişehir' de bunlar arasında). Buna karşılık nüfusumuzun çoğunluğu bu 20 havzada yaşamaktadır.  Su potansiyelimizin tamamını kullanmak için gerekenler yapılmalı, sulanabilir alanlarımızın tamamı sulamaya açılmalı, sulama yöntemleri mutlaka modern teknolojinin getirdiği şekilde uygulanmalı ve bunlar sadece teşvik ve destekle bırakılmamalı, sıkı bir kontrol sistemiyle oturtulmalıdır. Çeşitli bahanelerle bu uygulamalardan kaçanlar bunların hem kendileri için ne kadar yararlı olduğunu görecekler, hem de vatan toprakları  ve suyunu korumanın vicdani rahatına ereceklerdir. İklim değişiklikleri artık iklim krizi haline gelmiştir ve hayatı giderek daha da zorlaştıracak gibi gözükmektedir. Önlemler, planlar, programlar ve kontroller en ciddi şekilde uygulanmalı, bunların yapılamadığı her gün bir kayıp gibi düşünülmeli ve ilgili ve/veya sorumlular bunları yüreğinde hissetmelidir.   

YORUM YAPIN

Yorum yapmak için üye olmanız gerekmektedir. Üye girişi yapmak için Tıklayın